“Okyanusun Balığa Mektubu”
0%

İyi ki doğdun Yosun.
Özgür, Yosun’dan uzak kaldığı o yıllarda Yosun’a mektuplar yazdı ve denize bıraktı. Bu mektup, Yosun’un doğum gününde yazdıklarından bir tanesidir.
12 Ocak
"Sevgili, sevgilim…
Yosun…
Şu an bulunduğum yerde yağmur yağıyor. O yağmurun altında, kim bilir kimden çaldığım uyduruk bir dolma kalemle, sana binlerce kilometre öteden asla yollayamayacağım bir mektup yazıyorum… İyi ki doğdun diye başlamak istediğim ama beceremediğim… Yazdığım her kelime, üstüne düşen yağmur damlalarıyla dağılıyor, zihnimde nasıllarsa, gözümün önünde de öyle var oluyorlar.
Zihnimden nefret ediyorum Yosun…
Senden uzakta, zihnimdeki canavarlarla baş başa geçirdiğim kaçıncı ayım bu? Bilmiyorum.
Zaman algım tamamen yok oldu. Dakikalar öyle yavaş akıyor ki, soluğumu kesiyorlar. Nefes borum bir kum saati gibi çalışıyor sanki; her nefes, beni yutmaya hazırlanan büyük bir lokma… Benim sonuma geri sayım gibi… Beni bilirsin sevgilim, boğazımda yumrular oluşmaz benim. Nefesim bana ihanet etmez pek… Ama ilk kez, boğazımda bir el var sanki, nefesimle işbirliği içinde…
Herkes sonumu hazırlıyor…
Aslında sonları severim ben, bilirsin… Her kitabı sondan okumaya başlarım. En son söylenecek şeyleri başta söylerim. Sonumu merak etmem, çünkü sonuma doğdum diye inanırım…
Sen de benim sonuma doğdun sevgilim… Bugün doğum günün ve ben kendi sonumu milim milim kazırken, senin benden sonra kendini yeniden doğurman için dilek diliyorum. Senin adına…
Çünkü biliyorum… Bu doğum gününde de geri dönmemi dileyeceksin.
Benim için harcadığın her dilek hakkını sana geri vermek mümkün olsaydı keşke… Keşke kafamın bastığı konular olsaydı böyle şeyler… Yemin ederim becerebilsem, gider başkalarının dilek haklarını da senin için gasp ederdim.
Gülüyor musun?
Ciddiydim halbuki… Vicdanımla çok uzun süredir baş başayız. Çok sık kavga ediyoruz, çok sık fikir ayrılığı yaşıyoruz… Ama ikimizin de fikir ayrılığı yaşamadığı, birbirimizin boğazına binmediğimiz tek “yaşayan” konu, sensin.
Senin için kötü adam olmak, kötülük değil sevgilim. Sen, nefes alan tek iyi şeysin benim için.
Herkesin masum doğduğuna inanılır. Ben buna hiç inanmadım Yosun. Nerede doğdum, nasıl doğdum bilmiyorum ama… Masum doğduğuma inancım yok. O yüzden bir çocuğun olsun, benden bir parça taşıyan bir canlının doğumuna tanıklık edeyim hiç istemedim. Ama seninle o soğuk banyo fayanslarının üstünde bir daha anne olamayacağını öğrendiğimde, içime şu his düştü…
Eğer mümkün kılsaydı hayat… Eğer seninle benim bir bebeğimiz olsaydı… Bunu hiç istemez miydim ki?
İsterdim.
Çok isterdim.
Çünkü sen içinde onlarca kişiye yetecek kadar duygu barındıran, duyguları içinden taşan özel bir kadınsın. Senin duyguların bir sel olurdu, benim doğuştan gelen kirimi yıkardı, geçerdi.
Ne güzel olurdu… Senin kötülüğü kabul etmeyen güzel zihnini alsaydı… benim yüzümü taşısaydı… O zaman doğum günü dileklerim gerçek olurdu işte. Bana benzeyen bir suret… Ama zihni hep imrendiğim gibi. Senin gibi…
Zihnimden nefret ediyorum Yosun. Zihnimden neredeyse bir alışkanlık gibi nefret ediyorum…
Seni seviyorum…
Senden uzakta olmaktan, doğduğun için ağladığın doğum günlerinden, üzülmenden, beni sevmenden, geri dönmemi istemenden, kendimden ve kendime dair her şeyden… Ama en çok senin gözündeki benden nefret ediyorum.
Seni seviyorum.
Senin yaşlandığını izlemek isterdim. Zamanın gözünün etrafına attığı her çentiği her sabah usulca sevmek… Yüzünde biriken yüzlerce çentikte, binlerce anımızı görmek… Ve sonra, yan yana, huzurla ölmek. Belki hak etmediğim bir son olurdu bu. Ama seninle.
Belki vicdanımdaki derin sızı o vakit önemsizleşirdi. Dünyadaki en kırılgan, en özel ve en güzel şeyi, seni yıllarca avuçlarımda saklayabildiğim için, vicdanımı biraz olsun susturabilirdim.
Bunların yalnızca gönderilmemiş bir mektupta günah çıkarmaya dönüşmesinden nefret ediyorum.
Seni seviyorum.
Ellerim titriyor. Hava buz gibi. Tenimde soğuktan yaralar açıldı; kanım bile akmıyor sanki. Ama üşümüyorum. Çünkü seni düşündüğümde, sıcaklığının hatırası bile ısınmama yetiyor.
Sıcaklığını özledim.
Seni özledim.
Doğum günün kutlu olsun sevgilim. İyi ki, annene inat doğdun… Bana inat yaşadın.
Doğum günün kutlu olsun Yosun… Hâlâ yaşıyor musun?
Sonsuza kadar yaşa… Dünyayı özel kıl…"
Özgür.
BÜŞRA’NIN NOTU: Yağmur yağarken edilen dualar, tutulan dilekler gerçek olur derler… Özgür’ün bu mektubunda dilediği iki şey gerçek oldu. Yosun hem kendini doğurdu üçüncü kitapta, en baştan… Hem de, bir mucizeye “gebe” kaldı. Ama Özgür’ün unuttuğu bir şey var ki… Onun üstündeki lanet ondan bir şey çalmadan ona istediğini vermezdi. Kana susamış tilkileri, ondan parçalarla beslenirken; onun masum masum dilekler dilemesi maalesef biraz hayaldi. Ama peki… Ya Yosun’un dilekleri? Okyanusa bırakılan mektuplar devam edecek… Ve size onların yaklaşan sonu hakkında bazı sırlar fısıldayacaklar. Unutmayın… Bu kitap serisi, onların size yazdığı trajik mektuplar zaten. Sizin cevap vermek için elinizde bir adres yok, ama ihtiyacınız da yok zaten.
Sevgiler,
Büşra.
Yorumlar
Yorum yapmak için giriş yapın.
“Kim demiş? Renklerle sevişirsin, gökkuşağı doğar. Geceyle sevişirsin, yıldızlar doğar. Rüzgârla sevişirsin, fırtına doğar. Ölümle
sevişirsin, yaşam doğar. Anladın mı? Sen kutsalsın kadınım. Sen istersen, tüm evren çocuğun olur.”
“Eskiden sigara içemediğimi düşünürdün...”
“Sigaradan bahsetmiyorum.”
Bu sahne ve bu mektup... Hayır ağlamıyorum
"Ne hoş bir tesadüf olmuş.”
“Değil mi? Kesinlikle ben de öyle düşünüyorum. Annesinin gerçek
varoluşu, sahte doğum günüyle aynı güne denk geliyor. Dolu dolu
kutlayabileyim diye sanki.”
“Dolu dolu yaşa diye... bliyor musun Yosun, bence artık ölmeyeceğine söz ver. Kalpten.. . Bu doğum gününde, bunu yap ve bebeğinin minik ruhunu özgür bırak.” “Sonbaharda bile uyuyamıyor değil mi? Haklısın sanırım.”
"Sen ölme diye sürekli uyanık"
“Pek değil, sadece her yıl bir kere hatırlanmak istiyor herkes, o kadar.”
“Bence doğmaktansa, anne rahmine ilk düştüğümüz gün daha önemli. Varoluşumuzun ilk günü aslında o gün..."
(Kahramanlık kompleksi olan Özgüre selim beyin şakası)